2 Ağustos 2014 Cumartesi 09:31

Eğitimin Toplumsal Temelleri

İnsanın bireysel yanı ve özellikleri olduğu kadar toplumsal bir tarafı da vardır. Bu yazımızda, insanın bu iki yanı ile eğitimin arasındaki ilişkiyi ele almaya gayret edeceğiz. Yazımızın başlığı eğitim ve toplum arasındaki ilişkiyi içermesine rağmen, bireysel yanına da değinmeden konunun kavranması zorlaşır.

Bireyin bilgi edinme, zihinsel yeteneklerini (cognitif alan) ilgi, tutum, davranış ve değerlerini (affectif alan) geliştirmesi, olaylar ve ilişki biçimleri karşısında tavırlar ve beceriler(psycho-motor) sergilemesi -en tabi hakkıdır. Elbette ki bireyin bu yönleriyle ilgili ihtiyaçlarının karşılanmasına ait temel görev eğitime ve onu sağlama sorumluluğu taşıyan eğitim kurumlarına düşer.

İnsan, konuşmak, sevmek-sevilmek, paylaşmak ister. Sevdiği, üzüldüğü, ilgisiz kaldığı anlar olur. Yine farklı alanlarda farklı yetenekleri vardır. İnsanların her ne kadar belirtmeye çalıştığımız bu konularda gelişim sağlayabileceği düşünülebilse de; bunları belli bir işlem ve geliştirme faaliyeti ile hızlandırması zorunludur. Bu yönüyle eğitim; insanın ferdi özelliklerini geliştirmek işlemidir. İnsanı ilerdeki yaşamına hazırlar. Ve yine eğitim gerekli olan bilgi beceri ve davranışları elde etmesinde en önemli etmenlerden birisi olma özelliğini taşır. Bu yönleriyle eğitim, bireysel gelişme sürecinde ana ögelerden birisi olarak karşımıza çıkar. Bu gelişme ve bireysel değişmeyle beraber kazandırılan kalite ve olgunluğa sahip kişilerden oluşan toplumda gelişme ve değişme kaçınılmaz olur. Bu nedenle eğitim, hem bireysel gelişme ve değişmenin kaçınılmaz unsuru özelliğini taşırken aynı zamanda toplumsal bir yanı da ifade eder.

Tarihî akış içerisinde, farklı dönemlere ait eğilimler ile eğitim anlayışları ve hedefleri arasında da sıkı bir ilişki vardır. Örneğin, Orta Çağ’da eğitim, dönemine uygun olarak dinsel, Rönesans’da özgür, 17.asırda edebî, bugün ise; bilimsel bir yaklaşım arz eder. Eğitim, her dönemde dönemine has bir eğilimi birey ve toplum açısından sağladığı müddetçe başarılı sayılmıştır. Dönemlerinin eğilimleri bağlamında toplumsallaşma ve kültürselleşme bakımından antropoloji ile, eğitici süreçler ve sistemler açısından sosyoloji, akıl ve zihinsel dönemler açısından psikoloji, bireylerin öğrenme süreçleri açısından - yaklaşılmasını gerekli kılar. Bu nedenle eğitimin bireysel ve toplumsal temellerini bu bilim dallarında aramak gerekir.

Amaç olarak eğitim, bireye kişilik kazandırarak ve sosyalleştirerek yani toplumun bir üyesi yaparak ona katmak görevini bu bilim dallarından da yararlanmak ve sağlamak zorunluluğundadır. Eğitimin toplumsal temelleri açısından da bunu sağlayacak ortamlar oluşturulmalıdır. Ancak gerçek hayattaki ihtiyaçlarını ve karşılaşacağı problemleri göz ardı etmemeli, kısaca hayata hazırlamalıdır. Kullanamayacağı, pratik hayatta işe yaramayacak bilgilerle zaman kaybedilmemesi de gerekir. Bunun tersi, beklenilen verimi elde etmeyi zorlaştırır.

Eğitimden bu iki yandan beklenileni elde etmek temel hedeflerdendir. Birincisi birey açısındandır ki kişilik kazandırmayı amaçlaması ile birlikte kendisi için gerekli olan gereksinimleri, bilgileri ve bunların kullanımını da içermelidir. Bu eğitimin meşruiyeti, bireyin gelişimi, ihtiyaçlarını giderme ve çözebilme açısından hayati öneme sahiptir. Birey açısından, eğitimin kişilik oluşturması, bilgilendirilmesi ihtiyaçlarını karşılaması yönlendirme, kendisine gelecek sağlaması… gibi etmenler eğitimin birey tarafından beğenilmesini sağlar, ilgiyi artırır. İlgi ve alakanın azalması gereksinim ve istek duymayı zora koşar. Bu da eğitimde kaliteyi düşürür. Bugün eğitimimizde hayatta kullanılamayacak olan bilgilerin anaokulu, ilk ve orta öğretim seviyesinden itibaren gözden geçirilmesi, fazlalıkların çıkarılmasını gerektirir. Örneğin yakın çevremiz ilköğretim 1.sınıftan itibaren ileriki sınıflarda sürekli tekrar edilmektedir. Tekrarlar öğrenim süresini uzatmakta zaman kaybına neden olmaktadır. Bu tekrarları kaldırmak amacıyla müfredat programlarının gözden geçirilmesi gerekir.

Bireyden beklenilen kişilik gelişimi ve bilgi donanımı ile toplumun ihtiyacı arasında sağlam bir ilişki kurulmalıdır. Yani toplum, eğitilen bireyden ne beklemelidir. Bu son derece önemlidir. Böylece eğitimin yanlarından ikincisine gelmiş bulunuyoruz. Eğitim gören bireyin piyasası toplumdur. Yani toplumu oluşturan din, kültür, ekonomi… -gibi unsurlardır. Eğitilen bireyden beklediği özellikleri bulamayan toplumda eğitime ilgi azalır. Örneğin Erkek Sanat Enstitüsünün Ağaç İşlerinden mezun olan bir birey, alanı ile geliştirmesi gereken yetenekleri açısından isteneni veremiyorsa, toplumun ilgisi azalır. Bu da eğitime ilgiyi azalttığı gibi zaten düşük olan kaliteyi daha da azaltır. Eğitim, birey ve toplum açısından statü kaybına neden olur. O zaman bekleneni vermeyen eğitim, sokakta kalmaktansa; hiç olmazsa okula gitsin düşüncesini artırır. Bu takdirde çeşitli alanlarda, beklenilen eğitimi veremeyen eğitim kurumlarına sahip toplum kalkınamaz.

Bugün üniversitelerimizin hemen hemen her alanda eğitim veren meslek yüksek okulları var. Ancak çok çeşitli alanlarda eğitim görmüş yüzlerce, binlerce işsiz genç var. Bir insanın en önemli dönemi tabiri caizse bir baltaya sap olamadan geçmektedir. Bu, gençlerimizde kırılan ümitleri artırmakta, hayattan bekleneni verememektedir. Diğer yandan toplum da gereksinimine karşılık bulamamaktadır.

Sonuçta eğitim hem bireyin geleceğine yeni ufuklar açmaktan, rehber olmaktan uzak kalmakta, hem de çeşitli alanlardaki toplum ihtiyaçlarını karşılamada geri kalma manzarası sağlamaktadır.

Bunların temelinde, eğitimimizin kendisine has temel bir düşünce yapısının olması, özellikle ideallerin ve bunlara ulaşmak için yöntem ve tekniklerin belirlenmesinde geri kalışımız yatar. Derslik sayılarının azlığı bir problem ise de yukarıda söylediğimizin yokluğu temel problemlerimizden en önde gelenidir. 1940’lardan bu yana “iyi vatandaş, iyi insan” nakaratı tekrar edilir durur. Ama iyi vatandaş, iyi insan olabilmenin gerekleri ve temelleri üzerinde eğitim sistemimiz, bireysel ve toplumsal yapımızla beraber ekonomik ihtiyaçlarına cevap verecek -temel felsefe ve düşünceden -yoksundur.-

Yazar: Yard. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu

Kaynak:

http://www.bilgizenginleri.com/soru-cevap/13094-turkiye-ve-egitim-ile-ilgili-makaleler.html